
acı taburu yağmur, kimsesizlik ve dumanın mısraların üzerine yağan gürültüsü güller olmalı ellenmemiş, koklanmamış çay kokusu sinmiş kıvrımlarına şafaksız bir yalnızlık olmalı toz/lanmış şeker semaver lakırdısı kimsesiz sesler … nesnel soluklar, havari yortusu pişkin sedeflerin ayağa düşen acı taburu vıcık gölgeler, vücudumu çekiştiren onlarca sene şizofren mahallinde, nevale devşiren kazalar kökleşmiş kovuşturma gıyabımda ruhumu mumlamış bedenim sönene dek öleceğim
büyük bir kuş dünyayı yoğuruyor kanatlarıyla yollarda çiğnediğim ayaklarım ruhumun gişelerinden bir çıkış arıyorum ilave cümlelerim anlatmaya ne kadar yetebilir ki küflü kemiklerden sıyırdığım beni ne kadar gülsem eğreti duruyor yüzümde içbükey aynalarda dışa vurmuşluğum dertop edilen zaaflar bu devranın dönmesine ne kadar daha var rölantide gitmiyor bazı şeyler sabotaj ihtimaliyle uykusuz geçirdiğim gecelerde sahipsiz sesler işitiyorum birkaç bulut koyup gidecek sessizliği şafak kostümünü geçirirken sırtına hangi dağın en izbe köşesinde yalnız bir kurt ölecek dolunay vakti tövbe ederken bilmeyeceğim
tasavvur-22 Ahmed Hamza ŞAHİNBEY
|