VARDI BİRİ, BİLİYORUM Sana giden adımlarımı topluyorum ardım sıra Kalıplı sözlerle, ay ışığıyla beraber, yorgunum Apar topar başlamışım terk edişin iltifatına İndirimli savaşlar reyonunda, sessizce Gitmeyi seçiyorum Umutlarım uğruna sattığım ayakkabılarım, affedin söz kesen dilimi, cani değildir kan kırmızı yüreğim. Tanıklığım avuç açmış, hâlbuki yağmurlanması için gök/yüzünün neme doyması gerekirdi, yalana uğramasaydı dilim. Tutanaklara yalnızdır diye not düşmüşler. Sorsaydılar söylerdim “biri var”. Evet, vardı biri. Zamansız bir saçmalık sade gölgesini düşürüyor evvelime, müebbet karanlığım. Korkunun çirkin avurtları siner her köşeme. Çirkin, kara saplı bir bıçak saplasın sessizliğime. Bu gidişle adam olmayacak görünür gözlerim. Toplaya toplaya hem hal olduğum sayılar gecelerde, ne çıkar sizden elde var sıfır. Kalan ben olduktan sonra… Alınmasın duvarlar bu çizikler senelerimedir. Ne gereği vardı oysa. Anlamsızlığını anladığımda vakit akşama, pişmanlığım dudaklarıma varmıştı. Yapmamalıydım, gerçi yaptığım ilk hırsızlık değildi bu. Bir kızın kalbini çalmıştım. Yeşildi ve hala sallanıyor tozlanmış bir beste gibi dudaklarımda. Ardım sıra kirler biriktirmişim acıya dokunan sözlerimle. Bir kâse zehir ile yutkunmak ölümü. Hayır, hayır çare değil bu. Daha demini almamış zaman. Avın gönlüne düştüyse avcı, sabra kaçmaktan başka çare nedir. Birinin titrer belki elleri ve gider, gelir diğeri. Sonda kalsa da canına kan doğrayacak biri mutlaka vardır. Vardır da çelik tırnaklarıyla bir çığlık sindirir dudaklarına. Bir dilencinin Dağarcığı kadar sevmedim seni Yalvarmamı beklemen beyhude şimdi Sorgulayamam dağları, zamanları, dağ gibi zamanları. Dilime resmini çizer çerçevede camdan gözlerin. Serencamına kanıyorum bulanıyor zaman. Bir yanım ağrıyor, bir yanım kan revan. Rahat yok anlaşılan. Yangınına paha biçemiyor, çekiliyorum. Yanlış yapmaktan çekiniyorum anla artık adına susayan dilimle beni ya da yetim bırakma dilimle beni. Yalnızca soğutma hasretimi, yaşımı serdiğim senelere sor beni. Kefilim kendime, çolak bir selam kadar kefilim. Öyle bir selam ki gülümsemez hiçbir zaman, ne batarken güneş, ne doğarken günüm. Donukluğuna sıvanan dingin duruşları vardır hani. Nemli bir şehre kışın çökmesi gibidir. Böyle zamanlarda ikizini düşürür ciğerlerime acı. Kırbacın boy aynası f tipi tabutlardan sorulur tenim. Salınır gider devingen misk-i amber kokusuyla sabah yelleri. Perdeler kıvranır bu güzellikle fakat aldırmaz hiçbir demir parmaklık, serinliğine. Susmak Biliyorum muhtelif zamanlarda susmak gerekir bu memlekette. Yangın sonu, şakası yoktur. Dokunur kirli parmaklarıyla kanı kurumamış yarama. Isıtıp ısıtıp yeniden dokunur. İs-yan! Fiyatını söyle hayat ne kadar daha canım yanacak, bir ölüm kadar uzağım sana. Ne kadar daha saman çöpünden şans soracağım. … Yine lanet bir uykusuzluk girmiş gecenin koynuna. Susmak zordur, kanmak işten değil… Ahmed Hamza ŞAHİNBEY
|
• 2009-04-12 01:04:40 - bizi gerçekten seven ve herşeye gücü yeten tek varlık O'nu dilememizi istiyor sadece
Ve sizin dininize tâbii olandan başka kimseye inanmayın. (Habibim) de ki: “Hiç şüphesiz HİDAYET, Allah’ın (Kendisine) ulaştırmasıdır. (İnsan ruhunun ölümden evvel Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin başka birine verilmesi (sebebiyle mi) veya Rabbinizin katında (sizlerle) tartışacakları için mi (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Hiç şüphesiz fazl, Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’un Alim’dir. (Allah her şeyi kuşatan ve her şeyi bilendir.)
“İnnel hudâ hudallâhi: Muhakkak ki hidayet Allah’a ulaşmaktır.”
“ İnne: Muhakkak ki
el hudâ: Hidayet
hudallâhi: Allah’a ulaşmak.”
2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Sen onların dinine tâbii olmadıkça (uymadıkça) ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan and olsun ki; Allah’tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur.
“İnne hudâllâhi huvel hudâ: Muhakkak ki Allah’a ulaşmak, işte o hidayettir.”
“İnne: Muhakkak ki, şüphesiz ki
hudâllâhi: Allah’a ulaşmak
huve: İşte o
hudâ: Hidayettir.”
42 / ŞURA - 13 : Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
30 / RUM - 30 : Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah'ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah'ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.
6 / EN'AM - 161 : “Muhakkak ki; Rabbim, beni hanif olarak Sıratı Mustakîm'e, kıyâmete kadar ayakta kalacak olan Hz. İbrâhîm'in milletinin dînine hidayet etti.” de. Ve o, müşriklerden olmadı.
Ayetler arasındaki bağlantıyı görebiliyormusunuz sevgili dostlar:
Kur’an tek Allah’a inanan ve ruhunu,fizik vucudunu,nefsini Allah’a teslim etmeye çağıran,aslında dinlerin olmadığını,tek din Arapça adıyla İslam(hanif dini) olduğunu belirten bir kitaptır,insanlar bunu idrak ettikleri noktada dinlerarası savaş bitecek,herkes ruhunu,fizik vucudunu,nefsini yaşarken Allah’a teslim etmeyi dilediğinde hidayete erip cennet ve dünya saadetine erebilecek.