BU SAYININ SON SÖZÜDÜR “Kimseye arkamızı dönmeden gidiyoruz En zor gidiştir bu” y) “Bu inadına direnişim beni güçlü kıl tanrım Güvendiğim bir şey değildir aklım” Mustafa CELEP Sözünün arkasında olan Sesinin de arkasındadır Ve tabi Oluşturduğu “yankı”nın da Bu söylemimize en güzel yanıt olarak şairin iki mısrasını veriyoruz. Verilenin çok şey anlattığı kanısındayız. a) Yüzümüzü serpin hadi ellerimizi ayaklarımızı ve ne kadar uzvu varsa gökyüzünün Susturun kıtmirle alakası bulunmayan tüm köpekleri Kadınlar gebe kalmasın artık hayırsıza delalet edecek doğumlara Yalanın ve dili sürçenin yüzü kızarsın, yüz üstü düşmekten beterdir zira Abonesi olduk ölümün peşin ödedik lakin geç gelse de razıyız bu sefer (yankı) “Ölüme bir soluk kala” Ahmed Arif n) Bir isme ithaf edilen şiire eleştiri tadında birkaç cevap gelmiştir. Maddeler halinde vereceğimiz bu önerilerin kimin kaleminin mahsulü olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Herkes için yararlı olacağını düşündüğümüz için burada yer vermekte bir mahsur görmedik. - Yazdıklarını aceleciliğin kör testeresiyle doğrama. - İnsanlara arzu ettikleri reçeteleri sunma adına beynin zonklamalı. Yazdığın şeylerle boşlukları doldurmaya çalışmalısın. - Bazı şeyleri görmezlikten gelmek vefasızlık olur. Farkındayım. Dilinin küçülmesini kabullenme. Kör düğümü çözecek olan budur. - Ruh zenginliği yoksa karalayacağın şeylerle mana sefaletini beslemiş olursun. Çözüm hassasiyetle öze bağlılıkta yatmaktadır. - İnsan için en mühim, âli maksat Yüce Yaratanın sevgisine mazhar olmaktır. k) “Seni de vururlar bir gün ey acı Uçuşup durduğun kanatlarından Sazın, sözün, türkülerin tükenir Ellerin koynunda kalakalırsın” Sacit Onan’ ın seslendirdiği şiirin girişi böyle. Son olarak da “ bir gün bu dünya gül bahçesine dönecek” diyor. Ne kadar da inançla söylüyor. Oysa kan bahçesine dönen bir dünya avuç açmış dileniyor. Paramparça insanlar selamlıyor gözlerimizi, gözyaşlarımızı. En kırmızı yapboz yanı başımızda bozuluyor. Çaresiziz bu demler. Onlar için söylüyoruz, görmeyenlere: “Ölü gibi davranırken görmeyin bizi Dışa dönük tarafımız soğukken, soğukken tenimiz Görmeyin kuşların kırık kanatlarını Denizin soğuk taraflarını görmeyin Durgun bakışlarımızda kimsesizliğimizi gizleriz zira Bakarsanız kaçırır bakışlarımızı soğuk meltemler Ardımızdan yetişemez hiçbir söz Kerahet vakitlerinde kenetlenir dilimiz İşte kırgın bir kalp taşırız bağrımızın duldasında Böyle parçalanırken ensemiz yağmurun matemiyle Hükümran acıları saklarız dilimizin altına Geveleriz durmadan, gülmek sevmez çehremizi Belki de bu yüzden Söylerken kırılıp dökülen sözler en çok bize yakışır Acısını, tatlısını ve bil umum farklı yanlarını sezeriz de Söyleyemeyiz söyleyebildiklerimizden başkasını” (yankı) ı) Değersizliğin en büyük değer olduğu bu çağda umursamaz ve ilgisiz gözleri terk ediyoruz. 3 ve son aynı şeyi çağrıştırıyor şimdi bizim için. Kırıntılarımızı toparlayıp susuyoruz. Bundan böyle kendi ateşimizi kendimiz taşıyacağız. Sessiz harflerle sesli cümleler kurmak bir başka bahara kaldı. Üzgünüz. İÇERDEKİLER VE SÖYLEDİKLERİ Bu sayının en önemli olayı editörümüz Aycan ALBAYRAK’ın ve arkadaşımız Elif KARATAŞ’ın Prof. Dr. Osman Kemal KAYRA ile yaptığı röportajdır. Hocamız her zamanki içtenliğiyle cevapladı sorularımızı. Kendisine aynı içtenlikle teşekkür ediyoruz. Abdulkadir AKDEMİR bir şiir ve öykü ile içeriği zenginleştirmiş, gemiyi son kez ayakta tutmuştur. Rize’de araştırma görevlisi olan S.Volkan SARI yüksek lisans yapmak isteyen arkadaşlarımıza bu konu hakkında neler yapmaları gerektiğini dergimiz için yazmıştır. Diğer bir editörümüz Ahmed Hamza ŞAHİNBEY ise hoş bir denemeyle karşılıyor bizi. Maruf MİR yine bir şiir ve güçlü bir dil sunuyor bize, es geçmemenizi öneriyoruz. Ardından Şeyma AKKAN hoş çağrışımlar bırakan şiiriyle karşılayacaktır sizi. Yaşar Bedri Özdemir’i yazmayı düşünüyorduk olmadı. Başka bir sohbetin konusu olsun diyoruz fakat şairin ‘tenha’ adlı kitabını burada önermeden geçemiyoruz.
|